2022 ENTEGRE FAALİYET RAPORU
RİSKLER, FIRSATLAR VE PİYASALARDAKİ GELİŞMELER

ZİRAAT BANKASI, MEGATRENDLERİ VE PİYASALARDAKİ GELİŞMELERİ, FAALİYETLERİNE VE PAYDAŞLARINA OLASI ETKİLERİNİ EN AZA İNDİRGEMEK ADINA İZLEMEKTE, POLİTİKA VE AKSİYON PLANLARI GELİŞTİRMEKTE VE GÜNLÜK İŞ DÖNGÜSÜ KAPSAMINDA UYGULAMAKTADIR.

Ziraat Bankası; kısa, orta ve uzun vadeli performansını, likiditesini, marka değerini, büyüme potansiyelini, sürdürülebilirlik performansını ve kurumsal itibarını etkileyebilecek risklere, piyasa gelişmelerine ve belirsizliklere maruz kalabilmektedir. Bu kapsamda risk yönetimi, Banka için yasal bir zorunluluk olmanın çok ötesinde, temel bir fonksiyon ve karar alma sürecinin temellerinden birini oluşturmaktadır.

Ziraat Bankası, megatrendleri ve piyasalardaki gelişmeleri, faaliyetlerine ve paydaşlarına olası etkilerini en aza indirgemek adına izlemekte, politika ve aksiyon planları geliştirmekte ve günlük iş döngüsü kapsamında uygulamaktadır.

2022 yılında hızla gelişen enerji krizi ve süregelen iklim krizi, küresel ve ulusal piyasaların yakından izlediği ana konuların başında yer almıştır. Diğer taraftan küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeler de sıkı sıkıya takip edilen ve proaktif bir yaklaşımla gerekli aksiyonların alındığı dışsal faktörler olmuştur.

Ziraat Bankası’nda risk yönetimi çalışmaları ve süreçleri hakkında detaylı bilgi raporun FİNANSAL BİLGİLER VE RİSK YÖNETİMİ bölümünde yer almaktadır.

Ekonomik döngüleri ithal enerjiye dayanan gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomiler, yüksek fiyatlı enerjiye ulaşmak için gelişmiş ekonomilerle rekabet etmek zorunda kalmışlardır.

ENERJİ KRİZİ

Geçtiğimiz yıldan bu yana devam eden Rusya-Ukrayna savaşının en önemli ekonomik sonuçlarından biri enerji krizi olmuştur.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi sonrası, Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), büyük bir enerji üreticisi ve ihracatçısı olan Rusya’ya sert yaptırımlar uygulamaya başlamış; bu durum enerji arzının kesintiye uğramasına ve fiyatların yükselmesine neden olmuştur.

2021 yılında Avrupa Birliği, tükettiği gazın %40’ından fazlasını, petrolün %27’sini ve kömürünün %46’sını Rusya’dan karşılamıştır.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Ekim ayında yayınlanan Dünya Enerji Görünümü 2022 raporu, kırılgan küresel tedarik zincirlerinin durumunu gözler önüne sermiş; Rusya’dan boru hatlarıyla aktarılan gazdaki keskin düşüş karşısında sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatını artıran Avrupa’nın yeterli LNG depolama kapasitesine sahip olmadığını işaret etmiştir.

Ekonomik döngüleri ithal enerjiye dayanan gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomiler, yüksek fiyatlı enerjiye ulaşmak için gelişmiş ekonomilerle rekabet etmek zorunda kalmışlardır. Bu süreçte ABD’li enerji ihracatçıları büyük kârlar elde ederken, Kuzey Afrika gibi yüksek doğal gaz rezervlerine sahip bölgeler ihracatlarını artırmaya odaklanmıştır. Enerji krizinin sonucu olarak emtia ve gıda fiyatlarındaki oynaklık artmış, birçok ülke yüksek enflasyon döngüsüne girmiştir.

Önümüzdeki dönemde yüksek enerji fiyatları enflasyonist baskıyı artıracaktır.
Jeopolitik koşullar ve küresel arz ve talepte bir değişim olmadığı sürece, enerji fiyatlarının kısa vadede yüksek seyretmeye ve enerji arzının kısıtlı kalmaya devam edeceği öngörülmektedir. IEA’nın Aralık ayında açıkladığı Petrol Piyasası Raporu’na göre, 2023’ün üçüncü çeyreğinde ham petrolde keskin bir açık yaşanabilecektir.

Dünya Bankası, Ekim ayında yayınladığı Emtia Piyasaları Görünümü Raporu’nda, enerji fiyatlarının 2023’te %11 ve 2024’te %12 oranlarında gerileyeceğini, ancak 2024 boyunca son beş yıllık ortalamanın %50 mertebesinin üzerinde kalacağını tahmin etmektedir. Rapora göre yüksek enerji fiyatları, daha yüksek ulaşım ve elektrik maliyetleri nedeniyle ikincil kanallardan işletmeleri ve üretimi etkileyecek, enflasyonist baskı devam edecektir.

S&P Global Commodity Insights 2023 Enerji Görünümü Raporu’nda; her ne kadar ortalama doğal gaz, kömür ve ham petrol fiyatlarının 2023 yılında düşmesi beklense de doğal gaza bağımlılığı azaltacak yapısal reformlar hayata geçmediği sürece Avrupa gaz ve elektrik piyasalarındaki zorlu koşulların süreceğine işaret edilmektedir.

Enerji krizinin küresel yansımalarından etkilenen Türkiye, jeopolitik konumunun sağladığı avantajları kullanabileceği fırsatlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Ülkemiz, ev sahipliği yaptığı uluslararası doğal gaz boru hatları, 2’si yüzer olmak üzere 4 LNG santrali, 2 yer altı doğal gaz depolama tesisiyle enerjide arz güvenliğini sağlamanın ötesinde, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle gaz tedariki konusunda darboğaza giren Avrupa’nın krizi aşmasında kilit rol üstlenmeye adaydır.

İKLİM KRİZİ 

İklim krizi ile mücadele yakından takip edilmekte, yeni kararlara imza atılmaktadır.
İklim krizi, her yıl tekrarlanan COP (BM Taraflar Konferansı) toplantılarında, hükümetlerin katılımı ile yakından takip edilmekte, krizle mücadele konusunda yeni kararlara imza atılmaktadır. Ancak 2022 sonbaharında Mısır’da düzenlenen COP27, olumsuz jeopolitik ve ekonomik küresel görünümün gölgesinde cereyan etmiş, sonuçları da sınırlı kalmıştır.

COP27’nin en somut sonucu, taraf ülkelerin iklim krizi karşısında en savunmasız konumda olan ülkelere yönelik bir Kayıp ve Zarar Fonu’nun kurulması konusunda anlaşmaları olmuştur.

Söz konusu fonun, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalan gelişmekte olan ülkelerin kayıp ve hasarlarını telafi etmelerine yardımcı olması amaçlanmaktadır.

COP27’de ülkeler enerji, karayolu taşımacılığı, çelik, hidrojen ve tarım alanlarında 25 yeni iş birliği eylemini içeren bir süreç de başlatmışlardır.

COP27’de düzenlenen BM İklim Değişikliği Hükümetler Arası Paneli’nde küresel ısınmayı 1,5°C’ye sınırlamak için sera gazı emisyonlarının 2030 yılına kadar %45 oranında azaltılması gerektiği kaydedilmiştir.

Diğer yandan, düşük karbonlu ekonomiye geçişte en önemli konulardan biri olan geçiş finansmanına ilişkin olarak, küresel dönüşümün yılda 4-6 trilyon ABD doları yatırım gerektireceği vurgulanmıştır. Bu noktada, tüm ulusal ve uluslararası finansal kuruluşların birlikte hareket etmesi ve sinerjik iş birliği büyük önem taşıyacaktır.

Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan AB’de ilan edilen AB Yeşil Mutabakatı, Avrupa kıtasının 2050 yılına kadar ilk karbon nötr kıta olmasını hedeflemektedir.

İhracatının neredeyse yarısını AB’ye yapan Türkiye’nin, AB’nin “yeşil dönüşümünden” etkileneceği öngörülmektedir.
Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan AB’de ilan edilen AB Yeşil Mutabakatı, Avrupa kıtasının 2050 yılına kadar ilk karbon nötr kıta olmasını hedeflemektedir. AB, sıfır karbon yolculuğuna doğru ilerlerken, sürecin ekonomisinde yaratacağı olumsuz etkileri ortadan kaldırmak üzere Sınırda Karbon Düzenlemesi mekanizmasını devreye almayı planlamaktadır.

Bu mekanizma ile AB’ye yapılacak ihracatlarda karbon fiyatlandırması olmayan ülkelerden bir ücret/vergi talep edilmesi söz konusudur. İhracatının neredeyse yarısını AB’ye yapan Türkiye’nin, AB’nin yeşil dönüşümünden etkileneceği öngörülmektedir.

Sınırda Karbon Düzenlemesi, Türkiye GSYİH’sı üzerinde bir maliyet oluşturacak, enerji yoğun ve karbon emisyonu yüksek sektörlerde maliyetleri artıracaktır. Diğer taraftan Türk şirketleri iklim krizine karşı kalıcı politikalar ve uygulamalar ortaya koymadıkları sürece finansmana erişimde de sıkıntı yaşayabileceklerdir.

Söz konusu düzenlemenin yol açacağı muhtemel negatif etkilerin hafifletilmesi amacıyla, Ticaret Bakanlığı öncülüğünde tüm kamu ve özel sektör koordinasyonu ile dokuz temel kriter altında otuz iki gaye ve seksen bir aksiyon içeren bir Eylem Planı açıklanmıştır. Yol haritası niteliğindeki plan, Türkiye’nin ihracattaki rekabetçiliğinin güçlendirilmesini ve ülkemizdeki yeşil yatırımların artırılmasını hedeflemektedir.

Sınırda Karbon Düzenlemesi, her ne kadar Türkiye ihracatçısına bir yük oluştursa da ülkemizin bu durumu döngüsel ekonomiye geçiş için bir fırsat olarak görmesi önem taşımaktadır. Bu nokta, bankacılık sektörü açısından gerek yeşil finansmanın kredi portföylerindeki payının artırılması gerek sürdürülebilirlik ve ÇSY alanında sahip olunan know-how’ın reel sektörün dönüşümünde kullanılması adına önemli bir açılım sunacaktır.

KÜRESEL EKONOMİ

2022 yılı, aşılanmanın da desteğiyle Covid-19 salgınının olumsuz etkilerinin hafiflediği, ancak halen devam eden Ukrayna-Rusya savaşının küresel ekonomik büyümeye ivme kaybettirdiği bir yıl olmuştur.
Küresel ekonomi 2022 yılına pandemiye yönelik kısıtlamaların hafifleyebileceği ve gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikalarını kademeli bir şekilde normalleştirebileceği öngörüsüyle başlasa da siyah kuğu misali jeopolitik riskler belirsizlikleri bariz bir biçimde artırmıştır.

Jeopolitik risklerin yanı sıra artan emtia fiyatları, gıda güvenliğine ilişkin endişeler ve tedarik zincirindeki aksaklıklar, daha yüksek ve kalıcı bir enflasyona neden olurken, enflasyonla mücadele için finansal koşulların sıkılaştırılması ihtiyacını da beraberinde getirmiştir.

Geride bıraktığımız yılda ülkelerin eş zamanlı sıkı politika uygulamalarıyla birlikte küresel finansal koşullarda yaşanan sıkılaşma, savaşın ekonomiler üzerinde birçok kanaldan yarattığı etki ve Çin’deki sıkı pandemi tedbirleri ile gayrimenkul sektöründeki sıkıntılar, küresel resesyon riskini artıran gelişmeler olmuştur.

IMF de bu gelişmeler ışığında, 2023 Ocak ayında yayınladığı Küresel Ekonomik Görünüm Raporu güncellemesinde küresel ekonomiye yönelik büyüme tahminlerini aşağıya doğru revize etmiştir. Raporda, 2022 yıl için %3,4 seviyesinde küresel büyüme tahmini açıklanırken, 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin projeksiyonlar sırasıyla %2,9 ve %3,1 olmuştur.

Türkiye’nin ihracattaki rekabetçiliğinin güçlendirilmesini ve ülkemizdeki yeşil yatırımların artırılmasını hedeflemektedir.

Avrupa ekonomileri 2022 yılında zorluklarla mücadele etmiştir.
Ukrayna-Rusya savaşının emtia fiyatları, tedarik zinciri ve enerji tedarikine ilişkin riskleri artırması, başta Euro Bölgesi ülkelerinde olmak üzere beklentilerin düşmesine neden olmuştur. Rusya’ya uygulanan yaptırımların da etkisiyle yaz aylarında Avrupa’da doğal gaz fiyatları sert bir şekilde yükselmiş ve 2023 yılında enerji tedarikinde sorunların artabileceği endişesi yaratmıştır.

Bununla birlikte yılın geri kalanında mevsim normallerinden daha iyi seyreden hava koşulları, bu endişeleri bir nebze hafifletmiştir. Yılın son aylarında bölge ekonomisine ilişkin öncü verilerin dipten dönüşe işaret etmesi de Avrupa’da derin resesyon beklentilerini hafifletici bir unsur olmuştur.

Finansal piyasalardaki sıkılaşma ve savaşın yansımaları ABD ekonomisinde de yavaşlamayı beraberinde getirmiştir.
ABD ekonomisinde faiz artışlarının etkisi, özellikle PMI, güven endeksleri ve konut piyasasına ilişkin verilerde daha belirgin olurken, istihdam piyasasında ivme kaybının oldukça sınırlı kaldığı görülmüştür. Sıkı para politikalarının ve özellikle enerji fiyatlarının desteğiyle enflasyon yılın ikinci yarısında yavaşlamış ve yılı %6,5 seviyesinde sonlandırmıştır.

Artan enflasyonist ortam ve büyüme görünümündeki riskler merkez bankalarını 2022 yılında zorlu bir tercih içerisinde bırakmıştır.
ABD Merkez Bankası (Fed) enflasyonla mücadele için agresif bir faiz artırım politikası izlemiştir. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise bölge ekonomisinin Rusya’ya enerji tarafındaki bağımlılığının da etkisiyle faiz artırımlarına gecikmeli başlamıştır.

2022 yılında Fed, toplamda 425 baz puanlık faiz artışı yaparken, piyasa beklentilerinin aksine 2023 yılında faiz oranlarında indirime gitmeyeceği öngörüsünü sürdürmektedir. ECB de Euro Bölgesi’nde çift haneli seviyelere ulaşan TÜFE’yi aşağı çekmek için geçtiğimiz sene toplamda 250 baz puan faiz artırımı gerçekleştirmiştir. Emsallerinden ayrışarak para politikasında genişleyici duruşunu sürdüren Japonya Merkez Bankası, 1998 yılından bu yana ilk kez Yen’e müdahale ederken, yılın son ayında sürpriz şekilde uzun vadeli tahvil faizlerini kontrol ettiği mekanizmadaki getiri hedef bandını genişletmiştir. 2022 yılında İngiltere odaklı gelişmeler de ülkede finansal istikrara dair söylemlerin yoğunlaşmasına neden olmuştur.

Nihayetinde küresel enflasyonda zirveyi 2022 yılında görmüş olabileceğimiz değerlendirilse de 2023 yılında enflasyonun merkez bankalarının tolerans aralıklarının üzerindeki görünümünü sürdürmesi beklenmektedir.

Pandemi koşulları Çin ekonomisinde etkili olmayı sürdürmüştür.
Çin’in koronavirüs salgınıyla mücadelede sıfır vaka stratejisini devam ettirmekte ısrarlı olması ve konut sektöründeki sıkıntılar nedeniyle geçen yıl büyümesinde belirgin bir yavaşlama kaydedilmiştir. Her ne kadar Çinli yetkililer diğer ülkelerden ayrışarak ekonomideki kırılganlıkları hafifletmek için genişleyici bir politika seti tercih etse de 2022 yılında ülke ekonomisindeki %3’lük büyüme, pandemi dönemi dışarıda tutulduğunda, 1976 yılından bu yana en düşük seviyeyi işaret etmektedir.

Dünya ekonomisi, zor geçmesi beklenen 2023 yılına öngörülerden daha iyi bir görünümle başlamıştır.
IMF 2023 yılına ilişkin beklentilerini gerek sıkılaşma sürecinin yansımaları gerekse savaşın süregelmesi nedeniyle iktisadi faaliyetteki yavaşlamanın gelişmiş ülkelerin öncülüğünde devam edeceği yönünde şekillendirmekteydi. IMF, 2023 yılında küresel büyümenin %2,9 düzeyinde gerçekleşebileceğini öngörmektedir.

Bu düzeyde bir yavaşlama, küresel finans krizi ve pandeminin en yoğun yaşandığı dönemler hariç, 2001 yılından bu yana en zayıf büyüme görünümüne denk gelmektedir. Bununla birlikte dünya ekonomisinin, zor geçmesi beklenen 2023 yılına öngörülerden daha iyi bir görünümle başladığı değerlendirilmektedir. Gerek Avrupa’da enerji fiyatlarındaki düşüşün resesyon endişelerini hafifletmesi gerekse Çin ekonomisinin açılmasının özellikle yılın ikinci yarısında küresel büyümeyi destekleyici bir unsur olabileceği, iyimserliğin artmasına neden olmaktadır.

TÜRKİYE EKONOMİSİ

Türkiye ekonomisi 2022 yılının ilk altı ayında %7,6 oranında, nispeten yüksek bir büyüme kaydetmiştir.

Türkiye ekonomisi 2022 yılında zorlu küresel koşullara rağmen iç ve dış talebin katkısıyla güçlü bir büyüme performansı göstermiştir.
Türkiye ekonomisi 2022 yılının ilk altı ayında %7,6 oranında, nispeten yüksek bir büyüme kaydetmiştir. Buna karşılık 3. çeyrekte büyümede tempo kaybı gözlenmiş ve ilk 3 çeyrekteki büyüme hızı %6,2’ye düşmüştür. Yılın son çeyreğinde sanayi üretimindeki yavaşlamaya karşın artan özel tüketim harcamalarının etkisiyle 2022 yıl sonu itibarıyla GSYH %5,6 oranında büyümüştür.

Bu dönemde; finans ve sigorta faaliyetleri %21,8, hizmet faaliyetleri %11,7, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri %9,9, bilgi ve iletişim faaliyetleri %8,7, diğer hizmet faaliyetleri %5,8, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri %4,8, gayrimenkul faaliyetleri %4,3, sanayi %3,3 ve tarım sektörü %0,6 oranlarında katma değer yaratmıştır.

2023 yılının özellikle ilk yarısında destekleyici maliye politikalarının, selektif sektörlerde ek kredi desteğinin ve asgari ücret artışının iç talep kanalıyla büyümeyi destekleyebileceği düşünülmektedir. Küresel büyümedeki yavaşlama ihracat üzerinde dış talep kaynaklı riskleri canlı tutsa da turizmdeki pozitif seyrin büyümedeki yavaşlamayı sınırlayan bir unsur olabileceği değerlendirilmektedir. Nihayetinde 2023 yılında da büyümedeki olumlu performansın sürdürülmesi beklenmektedir.

Turizm gelirleri, savaşın yansımalarına rağmen 2022 yılında öngörülerin üzerine çıkmıştır.
Ertelenen seyahat programlarının devreye girmesi ve turizm faaliyetinin birçok alanda ve ülke bazında çeşitlendirilmesinin de katkısıyla 2022 yılında turizm gelirleri savaşın yansımalarına rağmen öngörülerin üzerinde güçlü bir performans sergilemiştir. 2022 yılında 2021’e göre %53,4 artan turizm gelirleri 46,3 milyar ABD doları ile turizmde altın yıl olarak ifade edilen 2019 yılındaki 39 milyar ABD doları seviyesini aşmıştır. Erken rezervasyonlardaki olumlu seyir ise turizmde 2023 yılına pozitif bir başlangıç yapıldığını işaret etmekte ve 2023 yılı için 56 milyar ABD doları düzeyinde turizm geliri hedeflenmektedir.

2022 yılında bütçe dengesindeki bu olumlu performansın, 2023 yılı maliye politikalarına ek manevra alanı tanıyan bir unsur olması beklenmektedir.

2022 yılında enerji ve altın ithalatı nedeniyle cari açıktaki genişleme belirginleşmiştir.
Turizm ve taşımacılık gelirlerinin katkısıyla hizmet gelirlerinin rekor seviyeye yükselmesi ve ihracatın zorlu koşullara rağmen olumlu seyrini sürdürmesi, cari açıktaki artışı sınırlayan başlıca unsurlar olmuştur. 2022 yılında altın ve enerji hariç 12 aylık kümülatif cari işlemler fazlası, 2021 yılına göre belirgin bir biçimde yüksek seyrederek aslında enerji fiyatlarının cari denge üzerinde ne denli etkili olduğuna dair bilgi vermiştir.

Cari işlemler açığı 2022 yılında 48,8 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir. Enerji fiyatlarının azalmakla birlikte yüksek seviyelerini koruması ve altın ithalatının artması cari açıktaki yükselişin ana etkenleri olmuştur. 2023 yılında ise iç talep kaynaklı risklere karşılık enerji ithalatındaki gevşeme ve turizm gelirlerinin cari dengeye katkısının önceki dönemlere nazaran yüksek olabileceği beklentisiyle cari açığın tarihsel ortalamalarına yaklaşacağı tahmin edilmektedir.

İstihdamda emsal ülkelerden pozitif ayrışma devam etmiştir.
Geride bıraktığımız yılda ekonomik aktivitedeki güçlü seyirle birlikte istihdamdaki iyileşme belirginleşmiş ve pandemi dönemi sonrası kaydedilen gelişmelerle emsal ülkelerden pozitif ayrışma devam etmiştir. Turizmdeki pozitif performansın desteklediği hizmetler sektöründeki istihdam öncülüğünde toplam istihdamda, sanayi ve inşaat sektörlerinin de katkısıyla belirgin bir artış gözlenmiştir. 2021 yılının son çeyreğinde %11,2 olan işsizlik oranı 2022 yılının aynı döneminde iyileşme göstererek %10,2 olmuştur.

2023 yılında ise dış talepteki yavaşlama beklentisi ve asgari ücretteki artış istihdamda zayıflama olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte gerek hizmet istihdamının gücünü koruması gerekse iş gücüne katılım oranında gerçekleşebilecek düşüş işsizlik oranlarında artışı sınırlayabilecek bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

İktisadi faaliyetteki güçlü seyrin de katkısıyla gelirlerin beklentileri aşması bütçe açığını sınırlamıştır.
2022 yılı jeopolitik risklerin ve enflasyona dair gelişmelerin ekonomiye etkisini hafifletmek amacıyla bütçe harcamalarının arttığı bir dönem olmuştur. Bununla birlikte iktisadi faaliyetteki güçlü performansın da katkısıyla gelirlerdeki olumlu seyir, bütçe açığını sınırlamıştır. Gelirlerin OVP öngörülerini aşması, giderlerin de öngörülerin altında kalmasıyla 2022 yılında bütçe açığı bir önceki yıla göre %31 gerileyerek 139,7 milyar TL seviyesinde ve OVP bütçe açığı tahmininin belirgin altında gerçekleşmiştir. Neticede 2022 yılında bütçe performansı emsal ülkelere göre güçlü görünümünü sürdürmüştür. Bütçe açığı/GSYH oranı da uluslararası karşılaştırmalar için baz alınan Maastricht Kriteri’nin de altında kalacağına işaret etmiştir.

2022 yılında bütçe dengesindeki bu olumlu performansın, 2023 yılı maliye politikalarına ek manevra alanı tanıyan bir unsur olması beklenmektedir.

2022 yılının son ayında baz etkisiyle birlikte enflasyonda keskin bir düşüş gözlenmiştir.
2022 yılı, jeopolitik gelişmelerle artan enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatları ve çeşitli sektörlerdeki arz kısıtlarıyla birlikte hem dünyada hem de Türkiye’de yüksek enflasyon seviyelerinin konuşulduğu bir dönem olmuştur. Yurt içinde 2022 yılının son ayında baz etkisiyle birlikte enflasyonda keskin bir düşüş gözlenmiştir. Baz etkisinin 2023 yılının özellikle ilk yarısında TÜFE’de gerileme sağlayacağı öngörülmektedir.

TCMB; küresel büyümeye yönelik belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin daha da arttığı 2022 yılında, sanayi üretiminde yakalanan ivme ve istihdamdaki artış trendi sonrası elde edilen arz ve yatırım kapasitesindeki yapısal kazanımların sürekliliği için finansal koşulların destekleyici olmasının kritik önem arz ettiğini belirterek toplamda 500 baz puan faiz indirimine gitmiştir.

 

up
down