English

SUNUŞ
YÖNETİM VE KURUMSAL YÖNETİM UYGULAMALARI
FİNANSAL BİLGİLER VE RİSK YÖNETİMİ

Makroekonomik ve Sektörel Görünüm

ABD tarafındaki olumlu gelişmelere karşın Euro bölgesinde başta büyüme olmak üzere makroekonomik veriler zayıf seyrini sürdürmektedir.

Dünya Ekonomisinde Görünüm

2013 yılı;

  • ABD ekonomisinde birbiriyle çelişen verilerin var olmasına karşın olumluya yönelen eğiliminin ön plana çıktığı,
  • Euro bölgesinden görece olumlu sinyaller alınmaya başlansa da zayıf seyrin sürdüğü,
  • gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızlarında yavaşlama eğilimi gözlendiği ve küresel ekonomik görünümün henüz kriz öncesi ritmine ulaşamadığı

bir yıl olmuştur.

2008 küresel finans krizinden bu yana olduğu gibi, 2013 yılında da gelişmiş ülke merkez bankalarınca yürütülen para programları küresel finansal piyasalara yön vermiştir.

%7,4
2013 TÜFE artışı

%26,4
2013 yılı bankacılık sektörü büyüme oranı

%15-20
2014 yılı sektör kredi hacmi büyüme öngörüsü

ABD’de özellikle istihdam ve konut piyasalarında gözlenen olumlu gelişim, Amerikan Merkez Bankası (Fed) tarafından uygulanan tahvil alım programının öncelikle azaltılması ve bir program dahilinde de sonlandırılacağı beklentilerine neden olmuştur. ABD ekonomisine ilişkin makro veriler tüm piyasa oyuncuları tarafından yakından takip edilmiş ve küresel risk iştahı bu çerçevede yön bulmaya çalışmıştır. Fed’in politika değişikliğine gidebileceği yönünde sinyaller vermesini takiben yılın özellikle ikinci yarısından itibaren dalgalı bir küresel risk iştahı gözlenmiş, bol ve ucuz likiditenin azalacağı endişeleriyle gelişmekte olan ekonomilerden kısa vadeli sermaye çıkışları yaşanmıştır.

Özellikle cari denge konusunda kırılganlıklar yaşama ihtimali yüksek ve doğrudan sermaye veya portföy yatırımlarına ihtiyaç duymakta olan ülkelerde bu durum görece daha şiddetli yaşanmış bulunmaktadır.

ABD ekonomisinde büyüme ve istihdamda gözlenmeye başlanan olumluya dönüşle birlikte 5 yıldır süren küresel kriz sonrası normalleşme planları gündem maddesi olmaya başlamıştır. Fed’in bundan sonraki süreçte bono/tahvil alımı yoluyla piyasalara vermekte olduğu likiditeyi azaltarak sonlandırması, orta ve uzun vadede ise makroekonomik verilerde konulan hedeflerin yakalanması durumunda faizleri de tarihi düşük seviyesinden normal seviyesine yükseltme ihtimali artmaktadır.

Bu çerçevede; gelişmekte olan ekonomilerin paralarında değer kaybı ve faizler genel düzeyinde yükselme gözlenirken, büyüme beklentilerinin düşürülmesi yönünde revizyonların ağırlık kazanmakta olduğu görülmektedir. ABD tarafındaki olumlu gelişmelere karşın Euro bölgesinde başta büyüme olmak üzere makroekonomik veriler zayıf seyrini sürdürmektedir. Euro bölgesinin en güçlü ekonomisi ve birliğin ana taşıyıcı kolonu Almanya’da büyümeye ilişkin olumlu seyir belirginleşirken bu görünüm bölge geneline henüz yayılamamıştır.

Deflasyon riski ile karşı karşıya olan bir ekonomik bölgenin para politika yapıcısı olan Avrupa Merkez Bankası (ECB), genişlemeci para politikasına devam etmiştir. Banka, 2013 yılı içinde iki defa yaptığı faiz indirimleri ile kredi aktarım mekanizmasının harekete geçirilmesi yoluyla ekonomik canlanmaya katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Euro bölgesinin önümüzdeki dönemde yavaş da olsa toparlanma trendine girmesi beklenmektedir.

Ekonomik durgunluk ile mücadelesini sürdüren Japonya, uyguladığı genişlemeci para politikaları ve teşvik önlemleri ile deflasyonist süreçten çıkma yolunda mesafe kat etmektedir. Bundan sonraki aşamada, yüksek kamu borç stokundan kaynaklanan risklere odaklanma söz konusu olacaktır. Japon Yeni’nin değerinin düşürülerek ihracat pazarlarında rekabetçi olunması ve bu yolla büyümenin sağlanması yolundaki para ve mali politikalarda başarı kaydedilmekle birlikte, GSYH’nin 2 katına ulaşmış olan kamu borcu, ülkenin önemli bir sorunudur.

Yakın geçmişte, küresel ekonomik büyümenin lokomotifi olan gelişmekte olan ülkeler, bu rollerini gelişmiş ülkelerden daha iyi olmakla beraber gittikçe azalan bir momentum ile sürdürmektedirler. Gerek Fed’in çıkış stratejisi ile Euro bölgesinde beklenen makro çerçevenin henüz iyileşmemiş olması, gerekse bu iki ekonomik bloğun farklı yapısal sorunları, bu görünüme neden olmaktadır.

Gelişmekte olan ekonomiler içinde küresel büyümeye en büyük katkıyı veren Çin’in önceki yıllarda yakaladığı çift haneli büyüme oranlarına artık ulaşamayacağı öngörülmektedir. 2013 yılında gözlenmeye başlanan yüksek konut fiyatları, bankacılık sektöründe zaman zaman yaşanan likidite sorunları gibi konular Çin açısından öne çıkarken, kendi ekonomi dinamikleri çerçevesinde planlanan reformların seyri izlenecektir. Çin, küresel finansal piyasaları en az Fed’in politikaları kadar etkileyebilecek güce sahip bulunmaktadır.

%4,0
Türkiye ekonomisinin 2013 yılı büyümesi

%3,6
2013 yılı dünya ekonomisinin büyüme öngörüsü (IMF öngörüsüdür)

%60,5
2013 yılı bankacılık sektöründe kredilerin toplam aktiflerdeki payı

Türkiye Ekonomisinde Görünüm

Önceki yıla oranla 2013 yılında daha olumlu bir performans göstermeye başlayan Türkiye, yılın ikinci yarısından itibaren küresel ekonomik gelişmelerden diğer gelişmekte olan ekonomiler gibi etkilenmeye başlamıştır.

2013 yılında yurt içi talep koşullarındaki düzelmeye bağlı olarak iç tüketimin öncülük ettiği bir ekonomik büyüme gözlenmiştir. Ancak özellikle yılın son çeyreğinde etkileri artan küresel ekonomik faaliyetteki zayıf seyir, Fed’in çıkış stratejisinin yönlendirdiği ve yurt içi gelişmelerin de etkilediği risk algısındaki değişimler, önümüzdeki birkaç çeyrek için büyüme performansında gerilemeye neden olma ihtimali taşımaktadır.

Aşırı zayıflamış TL’nin beklendiği gibi ihracata katkısı olabileceği gibi, olumsuz etkileme potansiyeli de değerlendirilmesi gereken bir husus olarak tespit edilmektedir. Stabilize olmuş bir kur düzeyinde ihracatın büyümeye katkısının artması ile daha dengeli ve sürdürülebilir büyüme yolunda Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerine yakınsanması beklenmektedir.

Küresel para politikalarına ilişkin belirsizliklerin artması döviz kurları dahil tüm finansal varlıkların yeniden fiyatlanmasına ve yurt içinde kurun rekor seviyelere yükselmesine yol açmıştır. Önemli bir ölçüt olan reel efektif kur endeksi, TL’nin son dönemlerde en zayıf seviyelerinde seyretmekte olduğunu teyit etmektedir.

TL’nin hızlı değer kaybı geçişkenlik mekanizması ile enflasyon gelişimine olumsuz etki ederken, gıda fiyatlarındaki oynaklığın da etkisiyle enflasyon 2013 yılını %7,4 düzeyinde, TCMB’nin %6,8 olan yıl sonu beklentisinin üzerinde sonlandırmıştır.

Merkez Bankası, bu süreçte fiyat istikrarını tekrar öne çıkarırken, enflasyonun bir süre daha yüksek seyrettikten sonra görece gerileyeceği öngörülmektedir. Ancak, OVP hedefi olan %5’lik düzeyin yakalanmasının uzun süreceği düşünülmektedir.

Sektörün özkaynakları bir yıllık dönemde %6,5 artmıştır. Kâr dağıtımının sınırlandırılması ve kârların bünyede bırakılmasının teşvik edilmesi ile sektörün güçlü özkaynak yapısı korunmuştur.

Cari işlemler dengesinin 2013 yılında sermaye akımlarına duyarlılığının arttığı görülse de finansmanı konusunda bir sorun yaşanmamıştır. Altın ticareti hariç tutulduğunda cari işlemler açığındaki kademeli iyileşme eğilimi sürmektedir. Ekonomik aktivitede olası yavaşlama, hane halkının aşırı borçlanmasına yönelik alınan önlemler ve tasarrufların teşvik edilmesine yönelik atılan adımlar ile cari işlemler dengesinde iyileşme yaşanması beklenmektedir.

Maliye politikasındaki kararlı ve disiplinli uygulamalar ile sorunsuz seyir devam etmektedir. Son dönemlerde kamu yatırım ve harcamalarının büyümeye katkısının artmakta olmasına karşın, bütçe disiplininde bir bozulmanın olmaması güçlü makroekonomik tabloyu teyit eder durumdadır. Üç seçim sürecinin yaşanacağı 2014-2015 döneminde de yakalanan istikrarlı mali yönetimin korunacağı düşünülmektedir.

Merkez Bankası 2010 yılının sonlarından itibaren uyguladığı politika bileşimi ile finansal istikrarı destekleyici ek araçlar geliştirerek, çok araçlı ve çok amaçlı para politikası ile ekonomik gelişime katkı sağlamaktadır.

Merkez Bankası’nın, 2013 yılının ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan yeni küresel konjonktürde yaşanan dalgalanmaların sınırlanması, TL’ye yönelik olası spekülatif atakların engellenmesi ve enflasyon beklentilerindeki bozulmanın azaltılması yönünde fiyat istikrarını öne çıkaran bir politika bileşimine kaymakta olduğu görülmektedir.

Daha sıkı bir parasal politika ile büyüme ve enflasyon yönetim politikalarında dengeli bir strateji izlenmektedir. Merkez Bankası’nın daha etkin kullanmaya çalıştığı diğer bir aracın da ileriye dönük yönlendirmeye ilişkin iletişim olduğu görülmektedir. Faiz ve bilanço silahı kullanılarak döviz kurlarındaki oynaklığın makul düzeyde kalması hedeflenmekte ve fiyat istikrarının vurgusu artırılarak enflasyonun makul düzeylere gerilemesi çabası sarf edilmektedir.

2014 yılı tüm gelişmekte olan ülkeler için yeni normale geçişte bir uyum yılı olacaktır.
Durum, ülkemiz ekonomisi açısından da faklı olmayacaktır. Ekonomi otoriteleri ortaya konan OVP hedeflerine sık sık vurgu yapmaktadırlar.

Her ne kadar söz konusu uyum sürecinde makro ekonomik göstergelerde belirli ölçülerde sapma yaşanması olasılığı varsa da alınacak önlemlerle nihai hedeflere ulaşılma imkanı bulunmaktadır. Küresel ekonominin seyri, emtia fiyatları, jeopolitik riskler gibi birçok unsur makro çerçeveyi ve politikaları etkileyecek olup, buna en çabuk adapte olacak ülkeler öne çıkacaktır.

Bankacılık Sektöründeki Gelişmeler

Ekonominin en önemli oyuncularından biri olarak, aktif kalitesi, güçlü sermaye yeterlilik oranı, fonlama yapısı ve kârlılığı ile 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik krizden sağlam bir şekilde çıkan bankacılık sektörü büyüme eğilimini 2013 yılında da sürdürmüştür.

2013 yılının ilk yarısında iç tüketime dayalı bir büyüme sergileyen Türkiye ekonomisinde yılın ikinci yarısında küresel risk algısının da artmasıyla birlikte bir miktar baskı oluşmuştur. Ancak bu gelişmeler bankacılık sektörünün yapısında olumsuzluklara neden olmamış, sektör güçlü konumunu ve ekonomiye kaynak aktarma işlevini sağlıklı bir şekilde sürdürmeye devam etmiştir.

2013 yılında ülkemiz bankacılık sektörü başta kredilerdeki artışın etkisiyle %26,4 büyümüştür.
Sektörün özkaynakları ise bir yıllık dönemde %6,5 artmıştır. Kâr dağıtımının sınırlandırılması ve kârların bünyede bırakılmasının teşvik edilmesi ile sektörün güçlü özkaynak yapısı korunmuştur. Tüketici kredilerindeki artışın sağlıklı seviyeye çekilmesi, tasarruf oranlarının yükseltilmesi ve finansal istikrarın sağlanması amacıyla yapılan makroekonomik ve yapısal düzenlemeler bankacılık sektörünü daha istikrarlı bir yapıya ulaştırmayı amaçlarken 2014 yılının öngörülebilirliğinin artırılmasını da hedeflemektedir.

2013 yılında sektör kârı 2012 yıl sonuna kıyasla %5 artmıştır. Bu artışta mevduat maliyetlerindeki azalış ile mevduat dışı kaynakların görece düşük maliyetleri sonucunda gerileyen faiz giderlerinin net faiz gelirini artırması temel etkendir. Ancak yılın ikinci yarısından itibaren yükselen faizlere bağlı olarak sektörün net faiz marjı azalış eğilimine girmiştir.

Bankacılık sektörünün aktif yapısında krediler, pasifte ise mevduat en fazla paya sahiptir. Kredi artış oranının mevduat artış oranının üzerinde gerçekleşmesiyle mevduatın krediye dönüşüm oranı artarak %100’ün üzerine yükselmiştir.

2014 yılında...
Dengeli bir ekonomik büyüme gerçekleşmesi amacıyla alınan makro önlemlerin Türk bankacılık sektörü bilanço yapısında sağlıklı bir değişime yol açması beklenmektedir. Orta ve uzun vadede bireysel kredilerin toplam krediler içerisindeki payının azalması ve kredi büyümesindeki ağırlığın yatırım ve istihdamı destekleyen reel sektör kredileri ile sağlanması öngörülmektedir. Küresel gelişmelere de bağlı olarak ekonomik büyümede yavaşlama veya faizlerde yukarı yönlü hareket olması halinde bankacılık sektörü açısından düşük kredi büyümesi, net faiz marjlarında daralma ve dolayısıyla kârlılıkta düşüş riskleri belirebilir.

2014 yılında büyüme oranının krediler için %15-20, mevduat için ise %10-15 arasında olacağı ve sektör kârlılığında ise bir miktar daralma gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Copyright ©2014 Ziraat Bankası
Powered by Tayburn