Bizler ekonomi analistleriyiz. Günümüzde ekonomiyi kestirebilmenin ciddi bölümü diplomasiyi izlemekten geçiyor.

Diplomasi tarihinde, modern Avrupa’nın dönüm noktaları;

1. 1648 Westfalya (Westphalia) Antlaşması,
2. 1815 Viyana Konferansı (Avrupa Ahengi),
3. 1848 Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet,
4. 1945 Postdam Antlaşması (Avrupa Birliği), ve
5. 1999 Euro’nun tedavüle girmesi (Temmuz 2012 Mario Draghi’nin “Her Ne Pahasına!” konuşması)

sürecine hakim olmadan Euro’yu fiyatlayabilmek mümkün değil.

Euro’yu kestiremeden, küresel ekonominin seyrini ve Türkiye’nin dış ticaretini yorumlayabilme şansımız bulunmuyor.

Genel anlamı ile savunduğumuz yaklaşım; 1992 Maastrich Antlaşması’nın katılıklarını Avrupa Birliği’nin (AB) düzelteceği yönündeydi. Sene içerisindeki haber akışlarını bu yönde yorumlamaya çalıştık. Savunduğumuz yaklaşıma göre AB’nin daha esnek ve dinamik bir yapıya dönüşmesi beklenir.

Esnek yapıda çekirdek AB’nin bir ucundaki İngiltere’nin (Brexit sonrasında) diğer ucundaki Türkiye ile dengelenmesi mümkün. Bunun için bir dizi serbest ticaret antlaşması (STA) gerekiyor. Çeşitli şekillerde STA’lar zaten mevcut, yalnızca birtakım güncellemeler beklenebilir.

Dün Alman diplomatlardan beklentimiz doğrultusunda açıklamaları izledik. İngiltere – AB – Türkiye iktisadi ilişkiler modelini mevcut şablonumuzda izlemeyi sürdürüyoruz.

İlgili Haber Linki: http://www.hurriyetdailynews.com/berlin-offers-new-model-for-turkey-eu-124796

30 Mayıs 2017 tarihli notumuz:

Pazar günü merkez-sağ görüşlü Frankfurter Allgemeine Gazetesi’nde (FAZ), Almanya Başbakanı Merkel’in planlarına ilişkin bir başyazı yayımlandı. Başyazıya göre; Merkel, 24 Eylül günü gerçekleşecek genel seçimler sonrasında Avrupa Birliği (AB) ile ilgili yeni bir planı devreye alacak.

Sene başında kendi temaslarımız ve kamuoyundaki gelişmelere ilişkin gözlemlerimizden Avrupa Projesi’nin kendini yenileyebileceği sonucuna ulaşmıştık. AB’nin mevcut anlaşmalarını güncelleyerek, ortak bir ordu ve maliye etrafında Avrupa projesini sürdürebileceğine yönelik görüşlerimizi paylaşmıştık (ilişikteki 27 Mart tarihli elektronik posta). FAZ’daki başyazı da benzer bir yaklaşımı şu anda AB’nin lideri konumundaki Alman cephesinden paylaşmakta. Başyazının takip ettiğimiz stratejistler arasında yankı bulduğunu görmekteyiz.

Merkel, G-7 zirvesine, yerel seçimleri kazanıp elini kuvvetlendirerek güçlü bir şekilde girdi. Macron, Fransa’da seçimi kazandıktan sonra bir anlamda soluğu Merkel’in yanında aldı. Şimdi de İtalya’da 2018 Mayıs ayına kadar yapılması gereken genel seçimlerin Alman seçimleriyle birlikte Eylül ayında gerçekleştirilebileceği söyleniyor. İlaveten Merkel’in Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanlığı için Mario Draghi’nin ardından mevcut Alman Merkez Bankası (BUndesBAnk) Başkanı Jens Weidmann için kulis yaptığı da söylentiler arasında.

Yazıya göre tarihte ilk defa Almanlar daha çabuk AB bütünleşmesinden yanalar. Almanya’nın idealini gerçekleştirebilmesi için mevcut katı anlaşmaları yumuşatması gerekiyor. Weidmann’ın ECB’nin başında görünmesi Alman halkını sakinleştirirken diğer alanlarda taviz verilebilmesini sağlayacaktır. Bu da ortaya “çok-hızlı” (multi-speed / multi-tier) Avrupa projesini çıkaracaktır ki Türkiye için en olumlu senaryo şeklinde düşünülebilir.

Öyle görünüyor ki önümüzdeki kış ayları ile birlikte:

  • ABD – İngiltere Atlantik Paktı,
  • Birbirine daha fazla kenetlenen AB ülkeleri,
  • İpek Yolu üzerinden nüfuzunu arttırmaya çalışan Çin, ve
  • Yeniden çok kutuplu hale gelen Dünya’da kendine pay çıkarmaya çalışan Rusya

jeo-strateji haritasında gelişmeleri yorumlar hale geleceğiz.

28 Mayıs 2017 tarihli “Geheimplan für Europa” başlıklı haberin linki: http://www.faz.net/aktuell/wirtschaft/merkels-plaene-fuer-europa-koennten-teuer-werden-15035297.html

27 Mart 2017 tarihli notumuz:

Ay  başında Frankfurt’da takip ettiğimiz, aralarında Almanya’nın eski Cumhurbaşkanı, eski Dış-işleri Bakanı gibi kanaat önderlerinin bulunduğu konuşmacılardan;

1.       Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrasında artan Rus / Sovyet tehdidine karşı NATO’ya (Amerikan – İngiliz Atlantik Paktı) havale ettiği savunma konusunu kendi bünyesi ve iradesine alma arayışını,
2.       Kurulacak olası ortak ordunun / silahlı kuvvetin Avro’nun başından beri eksik kalan ve bir adım öteye geçebilmek için ihtiyaç duyduğu ortak maliye sorununa da çözüm bulabileceği

yönünde edindiğimiz izlenimimizi paylaşmıştık.

Avrupa Birliği’nin iki temel anlaşması vardır. Bunlardan;

1.       Birincisi 1957 yılında imzalanan ve Avrupa Birliği’ni kuran Roma anlaşması,
2.       İkincisi de 1992 yılında imzalanan ve Avrupa Birliği’nin bugünkü formunu ortaya çıkaran Maastricht anlaşması.

Roma anlaşmasının sembolik özelliği yüksektir. Hafta sonu İngiltere’nin katılmadığı toplantıda Avrupa Birliği liderleri 60 yıl önce kullandıkları aynı kalemle yeni karar metnini imzaladılar. Gündemin öne çıkan konusu ortak savunma stratejisiydi.

Maastricht anlaşması ise katı bir anlaşmadır ve Avrupa Birliği’nin bugün içinden geçtiği sorunların da bir nedeni sayılabilir. Örneğin kamu maliyesinde %60 (borçluluk) ve %3 (bütçe açığı) şartları yakın geçmişte Avro’nun tartışma konusu haline gelmesiyle sonuçlanmıştır. Toplantıda liderlerin daha esnek yaklaşımlara toleranslarının arttığını da gözlemledik.

Önümüzdeki süreçte bir yandan güvenlik stratejisi ve buna bağlı ortak kamu maliyesi ile birbirine yakınlaşan ve aynı zamanda daha esnek ve toleranslı yeni bir Avrupa Birliği modeliyle karşılaşabiliriz. Genel anlamıyla bu yaklaşım “çok-hızlı” (multi-speed / multi-tier) ifadesiyle tanımlanmakta.

25 Mart 2017 tarihli  “EU Leaders Pledge Unity Days Away From U.K. Exit Trigger” başlıklı haberin linki: https://www.bloomberg.com/news/articles/2017-03-25/leaders-pledge-a-stronger-eu-as-bloc-marks-60th-birthday-in-rome